kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600
Kaya KILIÇ

Son sözümüz kırıcı olmasın


Kaya KILIÇ
18 Ekim 2012 Perşembe 19:36
Dost meclisinde konuşurken, sohbet esnasında bazı hallerde, istemediğimiz konulara girilir ve biz bir türlü engel olamayız. Öyle haller alır ki, tabiri caizse bir kuyunun dibinde kalmışız da havamız tükenmiş, son nefesimizi alırcasına boğuluyor gibi oluruz. Hani bu haller için ‘’gitsen gidilmez, dursan durulmaz’’ olur da; imdat beklersiniz birisi gelse de bizi bu zulümden, eziyetten kurtarsa. Bu haller insanın aklını da başından alır, donakalırsınız ve neye uğradığınızı şaşırırsınız. Dışarı bir adım attınız veya o ortamdan uzaklaştığınız da ise Allah’ım ne kâbustu bitmeyecek sandım dersiniz. Eğer dışarı çıkamamışsanız zaten; hal ve davranışlarınıza bakanlar: bu kafayı yemiş derler. Söylenen sözlerin çoğuna ne anlam verebilirsiniz ne cevap verebilirsiniz, yenilerin deyimiyle “abondone” olursunuz o kadar. Bu halinizi anlamazlarsa şayet; ya karşınızdakini kırarsınız veya hiç istenmedik olaylar olur ve bu durum anlaşılana kadar da epey bir zahmete daha maruz kalırsınız. Bir düşünürün kitabının arka kapağında “en çok anlaşılmamaktan korkuyordum ve anlamadılar da onu anladım” yazmış. Vay be adam ne olmuş, vay be bu bizim tanıdığımız kişi değil veya bunun içine şeytan mı kaçmış ne olmuş derler ve öylece geçip giderler. Hakikatin ortaya çıkmasını o zaman daha da çok istersiniz ve yine tabiri caizse ‘’alnınızın derisi çatlar’’ da yine de ifade edemezsiniz. Bu hallerde bir dostum derdi ki uzaklaşmak ve o yerdekilerle bir süre görüşmemek en güzeli diye, eğer mecbur değilsek en doğrusu da bu sanırım. Ne kendini harap et, nede etrafındakileri kır.
Keskin sirke küpüne zarar derler atalarımız. Kaldıramayacağımızı anladığımızda ya uzaklaşacağız veya peygamber sabrı göstereceğiz. Peygamber sabrı gösteremeyeceğimize göre uzaklaşmayı denemeliyiz diyorum. Devri Osmanlı da yurt dışı görevlerine veya adalet dağıtıcılarına (hâkim, savcı, vali vs. vs.) böyle bir imtihandan geçirtilip liyakatli ise o görev verilirmiş. Sabrı iyi değil, hemen patlak verecek durumda ise ona uç görevler vermiyorlarmış. İşi ehline teslim etmek bu olsa gerek. Şimdilerde öylemi diye bir soruyor ve cevabını da inşallah layık olanlara görev tevdi ediliyordur/veriliyordur diyoruz. Hislerimizle hareket ediyoruz. Sonunda pişman olsak da pek belli etmiyoruz, hatalıydı bu yaptığım, akrabamdı, hemşerimdi, bir çıkarım olduğundan böyle yaptım vs. vs. diyemiyoruz. İnsanlar ne der diye korkuyoruz; korkmamız gerekenden korkmuyoruz, hesap vereceğimizi unutuyoruz sanırım. Kırdığımız, hakkına girdiğimiz, koruduğumuz ve hiç hak etmediği halde bir yerlere taşımak suretiyle yaptığımız haksızlıkları nereye koyacağız. Sonunu düşünen kahraman olamazmış derler ya; bu bapdan hareketle kahramanlığımızı ilan ediyoruz. Aile içerisinde konuşulurken, bak ben şu üç kuruş etmeyecek adamı bile adam yerine koydurttum demek içim mi anlayamıyor, fikir yürütemiyorum.
Kolay olmuyor, çabucak kesip atılamıyor ama vebalinden de kurtulamıyoruz, bazı mecburiyetlerimizin. Hata olduğunu bilip; sonradan istemeden yaptım diyorsunuz vicdanınızla baş başa kaldığımız da ama İnşallah kimsenin hakkına girmemişizdir değil mi? Evet, insanın vicdanı rahatsa, yaptığından kalbi mutmainse, hakkını verdim diyebiliyorsa bence gerisi teferruattır vesselam. Birilerinin aferin demesindense, birilerinin teşekküründense, HAKKIN razı olmasından daha güzel ve mükemmel bir durum yok. Yarınım ne olacağını kestiremiyoruz, saniyenize bile hâkim olamadığımıza göre, o zaman son sözlerimiz hep hak olsun derim. Bu dilek ve temennilerle kalın huzur ve sağlıcakla.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık