kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600
Kaya KILIÇ

Konuşmuyorum demem, ilkelerimden vazgeçmem demek değildir!


Kaya KILIÇ
13 Ocak 2012 Cuma 19:34
Son zamanlarda eski arkadaşlarla sık, sık buluşmaya, sohbet etmeye başladık. Eski hızlı ve genç yıllarımızı ve o zamanki beni arıyorlarmış! Bende espriyle karışık, çok ararsınız o rahmetli oldu, o eskide kaldı kurban. Evet, herkesin hızlı ve genç zamanları olmuştur. Gençliğin verdiği o enerjiyle neler yapıyor, neleri başarıyordur. Bazen bu gençlik enerjisi insanın başına bela olsa da, bizlerin azmine azim katıyor, bize göre iyi bir ‘’dava’’ adamı olmamızı sağlıyordu. Geriye baktığımızda övünülecek işlerimiz; cahillik (gençliğin verdiği hopililik) ile yapmış olduğumuz hataların üzerini bir süngerle örtüp, övünç ve gurur kaynağımız olup çıkıyor. Şimdilik çocuklarıma anlatıyor, o zamanki yaşadıklarımızın emeğinin karşılığı şu, şu diyebiliyor/diyoruz. Hiç mi hatamız olmadı veya hatalı davranmadık. Mutlaka vardır. Mutlaka vardır demekle birlikte; kimseyi aşağılamadan, insani değer ve yargılarına saldırmadan, kendimizi de ezdirmeden yaptığımız hatalardır. Herkes kendini en iyi bilen ve ona göre değerlendirendir. Bize büyüklerimiz “akşam başını yastığa koyduğunda verilemeyecek hesabın varsa uyuma, çünkü ölümün ve hakkın zamanını tayin eden biz olmadığımız gibi, ömründe zamanını bizler tayin edemeyiz. Varsa hakkı sahibine teslim et, uyu adam gibi yoksa uyuyamazsın da karabasanlar uyandırır seni”. Nede güzel öğütle hayata hazırlamışlar bizleri, Allah hayırlı ve uzun ömürler versin babalarımıza/analarımıza. (AMİN).
Dava demiştim, öyle yetiştirildik demiştim, öğütlerle hayata hazırlandık demiştim. Evet, öğütlerin zamanını öğrenene kadar biraz zaman aldı sanırım. Anladığımızda Allah’tan zaman geçmemişti. Hayat öyle hızlı geçiyor ki bu anlattıklarım yirmi beş ile otuz yıl olmuşlar. Konuşurken arkadaşlara saclarımdaki siyahların sayısını soruyorum, bu arada da hayatımız ve ülkemizdeki değişikliği hatırlatıyorum. Nelerle karşılaştık, ne arbedeler atlattık, ne şubatlar gördük ve hayatımıza nasıl bizden habersiz yön verdiler. Kimilerimizde değişiklikler olmamış gibi görünse de; asıl değişiklikler ruhumuzda (iç dünyamızda) oldu diye düşünüyorum. Evet, gamsız arkadaşlarımız var, onların saclarındaki beyazları sayıyor, fiziki olarak hiçbir değişiklik görünmese de asıl ekonomik özgürlükle birlikte, en büyük ve şatafatlı değişiklikler onlarda olduğunu müşahede ediyorum. Ah vah demeden geçti gibi görünse de, asıl ah vahları sol omuzundaki deftere yığıyor, fil kulelerinden hiç aşağıya inmiyorlar. Garip karşılardık eskiden olsa. Şimdi onların kazandıkları ve hayat ortamlarının pekte hesabını yapmıyoruz. Daha doğrusu kendileri de bunları tartıştırmıyor, kazancının helalliğine kendince deliller getiriyor ve bizleri de ikna ediyorlar. Bu konuların kul hakkı olacağından korkan bizler, daha da fazla bir korkuyla; arkadaşımızın dünyalık huzuru için, tabiri caizse cehennem çukuruna gidişine yardımcı oluyoruz. Söyleyemiyoruz, söylersek ayıp olur diyoruz. Asıl ayıbı unutuyoruz, kardeşimiz dediğimizin kardeşliğini unutup, onu sonsuz acıya ve ıstıraba sürüklüyoruz. Hâlbuki kardeşliğin gereği olan, ‘’kendisi için düşündüğünü, kardeşi için de düşünmektir’’. Bunun adı kendini geliştirmek değil bence, gerçeği ve gerçekleri bana ne diyerek, nemelazımcılıkla arkaya atmaktır diye düşünüyorum. Konuşmuyorsun diyorlar, konuşmuyorum çünkü konuştukça kendime zarar veriyorum. Babaannem öyle derdi’’ oğul meramımı anlatamadım, onlar ne anladıysa onu anladılar, keşke konuşmasaydım’’. Yani meramımı anlatamıyor, anlattıklarımı da anlaması gerekenler anlamamazlıktan geliyor. Konuştuklarımız, anlatmak istediklerimiz yanlış anlaşılıyor ya da gale alınmıyor, bize ise sadece gevezeliği kalıyor. Konuşmuyorum ama yazıyorum, yazdıklarımda bir delil oluyor benim için.
Dava dediğimiz şey aslında aynı, zamanın ve mekânların değişmesiyle değişime uğramış da değildir diye düşünüyorum. İşin içerisinde biz olmadığımız için zanna kapılarak, yozlaştığını, dejenere olduğunu, zannediyoruz. O eski günlere takılıyor, eskiden olduğu gibi aynı heyecan ve aynı azimde olacağımızı zannında oluyoruz. Fikirlerimiz üç aşağı beş yukarı aynıdır da zamanın, yaşın ve bulunduğumuz konumun gereği; sanki her şeyden vazgeçmişiz, eskiyi unutmuşuz, yaşadığımız günü doğru bulmuşuz gibidir. Hiç de öyle değildir, aynı biziz, aynı davadayızdır, sadece heyecan ve delikanlılığın vermiş olduğu enerjiyi kaybetmişizdir.  Şimdi daha sakin, daha dikkatli ve daha fazla geniş bakıyoruzdur. Bu kaybettiğimizin ve unuttuğumuzun bir belirtisi değildir diye düşünüyorum. Yoksa bizler yetiştiğimiz ortam gereği; “Vefayı bir semt değil, insanın unutmaması (adam gibi adamlık) olarak biliyoruz”. Vefa adamı olabilmeli/olunmalı. Bu duygu ve düşüncelerle kalın huzur ve sağlıcakla.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık