kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600

Erdoğan Sonrası Dönem


30 Mart 2011 Çarşamba 14:41
Today's Zaman Gazetesi yazarı Abdullah Bozkurt'un analiz yazısı
 
Yaklaşan 12 Haziran Genel Seçimleri, Yüksek Seçim Kurulu'nun kararına bağlı olarak 2012 veya 2014'teki Cumhurbaşkanlığı seçim yarışı havasını belirleyeceğe benziyor.
Bu sebepten dolayı Türkiye'deki siyasi oyuncuların birçoğu stratejilerini daha sonra şekillenecek siyasi manzaraya göre belirlemiş görünüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gözünün cumhurbaşkanlığında olduğu ve Türkiye'nin parlamenter sisteminin başkanlık sisteminin karakteristik özelliklerini yansıtması için sistematik değişikler yapmak istediği bile hepimizin malumu.
Bu arkaplanın karşısında, Erdoğan'dan sonra kimin geleceği sorusunun cevabı, değişen siyasi manzarayı hissetmeye çalışmada hayati bir açıklama haline geliyor. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nde (AK Parti) Erdoğan'dan bayrağı devralacak elbette genç nesil siyasetçiler var. Hatta karizmatik ve popüler liderin gölgesi altında emanetçi ve aracı liderlere de tanıklık edebiliriz. Ancak öyle görünüyor ki, AK Parti'nin dışında, sadece AK Parti takipçilerini değil potansiyel olarak daha geniş kesimlere de ulaşabilecek birisi pekala da ortaya çıkabilir. "Dışarıdan" argümanının savunucuları, Türk toplumunda kutuplaşmanın artmasının Türkiye'deki reformların sürdürülebilirliğini zorlaştıracağını ifade ediyorlar. Öylesine ki, halkın kırgınlıkları onaracak ve gerginlikleri azaltacak dışarıdan birisini aramaya başlayacağını tartışıyorlar.
İşte, Numan Kurtulmuş bu yönde siyaseti sarsacak potansiyel bir meydan okuyucu lider. AK Parti kitlesine ve tabanına tamamen yabancı değil ve parti tabanında da güçlü bir çekimi var. Oldukça farklı kişisel özellikleri olsa da Erdoğan ile aynı yolu izliyor. Türkiye'deki modern siyasi İslam'ın öncüsü Erbakan'a karşı son zamanda yürüttüğü kampanya ile İslami tabanlı Saadet Partisi'nden ayrıldı. Kurtulmuş, kısa süren parti genel başkanlığı döneminde seçmene bir siyasetçide olması gereken özellikleri taşıyan dişli bir siyasetçi olduğunu Saadet Partisi'nin oylarını, % 2.5'lardan % 6'lara çıkararak kanıtladı. Erbakan'la yolları ayrıldıktan sonra, Türkçe'de açılımı Halkın Sesi Partisi olarak bilinen HAS Parti'yi, kendi bağımsız hareketini hızlı bir biçimde kurmayı ve toplumun hemen hemen tüm farklı siyasi renklerini partinin davasına katmayı başardı. % 1'ler seviyesinde görünen mevcut anket sonuçlarından hareketle HAS Parti'nin er ya da geç siyaset sahnesinden silinip gideceğini düşünmek hata olur. Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan'dan ve ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu'ndan sonra Türkiye'de en çok tanınan ve beğenilen siyasetçi.
Türkiye'de partiler liderleriyle özdeşleştiklerinden dolayı, Kurtulmuş'un HAS Parti'si orta vadede ciddi bir rakip olabilir. Kurtulmuş, Erdoğan'ın aksine daha yumuşak bir hitap kullanıyor çok iyi hazırlanmış kampanya konuşmaları esnasında görüşlerini ifade ederken sert bir dil kullanmaktan sakınıyor. Yelpazenin iki tarafındaki siyasetçileri de eşit olarak ağır bir biçimde eleştiriyor ve onları seçmene hiçbir yararı olmayan ucuz belden aşağı yumruklar atmakla itham ediyor. Kutuplaşmanın faturasını ise başkent Ankara'da oturan eski kafalı hırslı siyasetçilere çıkarıyor ve onları ülkenin bağrındaki sıradan insanlarla teması kaybetmekle suçluyor. Kurtulmuş'un partisi, farklı ideolojilerin bir karışımından oluşuyor ve siyaset bilimi okuyan öğrencilerin tam olarak partinin geniş siyasi yelpazede nerede olduğunu tespit etmede zorlanmalarına sebep oluyor. Toplumsal muhafazakar değerleri dile getiriyor ve aynı zamanda da bireysel özgürlüklerden ve insan haklarından da bahsediyor. Bazen, devlet işlerini seçilmiş hükümete rağmen yürüten "bürokratik oligarşi"ye sesini yükseltirken özgürlükçü olarak fark ediliyor.
Kurtulmuş, zenginle fakir arasındaki gelir dağılımı farkının mümkün olduğu kadar azaltılmasını ve daha fazla eşitliğe ve güçlü bir orta sınıfın ülkenin omurgası olduğunu savunurken de eşitlikçi olarak göze çarpıyor. Kurtulmuş'un kadrosu liberal demokratlardan, İslamcılardan, sosyalistlerden, muhafazakarlardan, sosyal liberallerden ve diğerlerinden oluşuyor. Gayri Müslim azınlıklar da dahil olmak üzere farklı etnisitelerden ve dinlerden kişiler parti yönetiminde temsil ediliyorlar. Tüm bu farklı grupların ortak paydası ise hükümeti değil insanı merkeze almaları ve devlet gücü baskısı karşısında hak ve özgürlüklerin korunmasına odaklanmadır. Hatta bir Türk gazetesi HAS Parti'yi, partinin gökkuşağını andıran renklerini tasvir etmek için "Nuh'un Gemisi" olarak adlandırdı. Geçen hafta seçim kampanyası için ilçe binalarını açmaya gayret ettiği Burdur'da kahvaltı esnasında çok temel bir soru sordum. "HAS Parti'yi nasıl tanımlıyorsunuz?". "Halkın vicdanı" tanımlamasının temsil ettikleri siyasi hareketi tasvir eden en iyi ifade olduğunu, HAS Parti'nin nerede ve ne zaman olursa olsun haksızlığa karşı duracağını vurgulayarak söyledi. Mesela, kampanyası esnasında Ege'deki çiftçilere tarım politikalarında mağduriyetlerinin sözcüsü olacağının sözünü veriyor.
Ekonomi profesörü olan Kurtulmuş, halkın, özellikle gençler arasındaki işsizliğin ve tüketicilerin aşırı kredi borçları gibi önemli meselelerinde muhalefet boşluğunu gerçek bir fırsat olarak görüyor. Hükümete karşı başarılı bir seçim kampanyası yürüteceğine inanıyor. Aslında bir anlamda haklı da. Ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) muhalefeti ideolojik cepheden yürütmede, laiklik ve Kemalizm gibi sun'i meselelere oldukça saplanmak gibi zorlukları var.
İki numaralı muhalefet partisi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ise tıpkı Kürtçü Barış Demokrasi Partisi (BDP) gibi Türkler ve Kürtler arasındaki etnik gerilimden beslenmekte. Kampanya çalışmasında kendisine dış politika meseleleri hakkında da sorular sorma fırsatım oldu. Bizatihi Batı veya AB karşıtı değil, ancak Batı tarafından Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da hükümetlere karşı yürütülen protestolarda uygulanan çifte standardı sorguluyor. Türkiye ve Ermenistan arasındaki uzlaşma konusunda hükümetten daha ilerisini düşünüyor ve mümkün olan en kısa süre içinde, Kafkaslardaki tüm tarafların katılımıyla normalleşmeyi savunuyor. Kurtulmuş'un varlığı AK Parti'yi tedirgin edip üst düzey hükümet yetkililerini endişelendirirken, O, adamakıllı zor ve sancılı reform döneminin ardından gelecek iyileşme ve restorasyon süreci için insanların kalplerini ve zihinlerini kazanmak üzere ülkeyi bir baştan bir başa seçim kampanyası çerçevesinde dolaşmakla meşgul. Kurtulmuş, kendisini Erdoğan sonrası dönem için uzak mesafede en önemli rakip olarak konumlandırıyor. Bu fırsatı yakalayıp yakalayamayacağını ise zaman gösterecek.
 
Abdullah Bozkurt / Todays Zaman - Çeviri; Yavuz Selim Kurt

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık