kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600
Kaya KILIÇ

DÜNYA DEĞİŞİYOR, BİZ DE DEĞİŞİYORUZ


Kaya KILIÇ
12 Nisan 2012 Perşembe 18:18
 
Hepimizin geçmişe dair bir sürü güzel veya kötü anısı vardır. Bizim zamanımızda diye başlayan, büyüklerimizden, eski günlerden başlaya sohbetler ve yâd ettiğimiz anılarımız vardır. Çok eskiden İstanbul’da yaşamış, gün geçirmiş ve vay be hiç tanıyamadım diyen biri ağabeyimizle sohbet etme şansı buldum. Ne günlerdi be hoca diye başladı. Aralarına eklediklerim ve duygularımı da kattığım bu sohbetten bir parçasını sizlerle paylaşmayı düşündüm; kaleme almayı uygun buldum. Beğenmenizi umuyor, hatalı yanlarını şimdiden bağışlamanızı temenni ediyorum.
Üsküdar
Bizim buradan binip (Sultanbeyli) en uzağa bir vesaitle gittiğimiz yer Üsküdar’dı. Hala Üsküdar denildi mi içimi bir sevinç sarıyor, başka dünyalara, başka hülyalara dalıp kayboluyorum. Bizim için şehre inmenin başka bir adı idi Üsküdar’a inmek. Yorgun olarak binilip, otobüsün son durağa gelmesi ve hala yorgunluktan uyanamadığımızda kaptan şoförün (muzip fakat kırmadan söylediği) Üsküdar’da saban açtı beyim dediği günlerdir. İyot kokulu o havayı sonuna kadar ciğerlerimize çekmemizle başlardı maceramız. Kahvaltımızı yapmadan yola çıkmışsak şayet, büfeden tost yemek kadar lezzetli hiçbir şey olamazdı. Tost ekmeği bile mest ederdi insanı (şimdilerde her evde tost makinası var kimse o lezzeti bilemiyor/bulamıyor). Hızlıca bir tosttan sonra, Sirkeci’ye geçmek için hızlı adımlarla (bu arada tost da elinizde koşar adım) gemiye koşup, jeton aldıktan hemen sonra son bir hamleyle gemiye binmek ve güvertede geri kalan tostu (bir parçasını da gemiyle birlikte hareket eden martılara atarak) yeme zevkine varma. Bunları şimdilerde eskilerin masalı diye okuyor veya dalga geçiyorlar. Acele etmek lazım, geriye dönebilmenin tek yolu üç buçuktaki 11/B, kaçırdın mı Sarıgazi’den yürümek, hem de ne almışsanız onlar la. Zamanla yarış biz buna diyorduk. Şimdi devlet buralara tüm imkânlarını kullanmış, böyle bir sorun da yok sanırım.
Sirkeci, Kapalıçarşı, Gülhane parkı ve Karaköy
Sirkeci’de araba parçaları satılırdı, elimizdeki listeyle oradan alacaklarımızı alır, orada mutlaka tanıdık bir dükkâna koyardık. Sirkeci esnafı ayrı bir esnaftır (saygılı, hürmetli, misafirperver ve her şeyini emanet edeceğin insanlar). Koşar adımlarla Kapalıçarşı’ya girersin, tohumu, altını, listende ne varsa alır, onları da orada en yakın esnafa teslim eder; bir koşuyla galata köprüsünden geçerek Karaköy’deki tarım aletleri satan dükkânlara varırsın. Alacağını çarçabuk alıp tekrar geri galata köprüsünden geçip, öylen namazını Eminönü yeni caminde kılarsın, (eğer birde Allah Rahmet eylesin, Timurtaş hocanın vaazına rastlamışsan) namaz sonrası ekmek arası balık yemeden geri döndüysen en büyük kayıp, içinde kalır insanın, Üsküdar’da tost yemeden geçer hızlı, hızlı. İşler hızlıca biterse; Gülhane parkına uğrar (o zamanlar Gülhane parkı aynı zamanda hayvanat bahçesidir.) içindeki hüznü oralara döker, zaman varsa birde Topkapı sarayına uğrar. Şimdilerde o tat da kalmamış, o yerlerde değişmiş.
  Neler anlatmak isterdim, Sultanahmet camiini, Eyüp sultanı, Beyazıt’ı ve daha nereleri. İstanbul o zamanlar kalabalık değildi, bizler köylerden şehre gezmeye giderdik. En kalabalık yer, Topkapı ile Eminönü idi. Şimdi her yer kalabalık, her yer keşmekeş, her yerde karmakarışık insanlar topluluğu ve bilinmeyen bir sürü şeyler. Biz yaşlandık, dünyada bizimle yaşlandı sanıyoruz. İnsanların maddi halleri (ekonomileri) yükselmiş, ama ahlaki zafiyet başlamış. Gecen eski dostlarımdan birisinin yanına uğradım ve bir sevincimi onunla paylaştım. Dostum dedim; bak ne güzel camiler kalabalık, insanların İslami duyarlılığı bizim zamanımıza göre daha fazla dedim. Hiç beklemediğim bir cevapla karşılaştım. Evet, camiler dolu, İslami dediğimiz TV Kanalları izleniyor, İslami dergiler vs. çoğaldı ama kalite çok düştü, yani kaliteli Müslüman azaldı dedi. Üzüldüğümü söyledim, insan böyle şeylerden üzülür kardeş ama gerçek bu. Birbirimize şu duayı edip ayrıldık. Allah’ım bizi, neslimizi, tüm inananları samimi, içi dışı bir, Kur’an’ın istediği bir mümin gibi olmamızı sağlasın. Bende dualarına âmin diyorum, Allah samimi olmamızı, yaşamamızı ve öylece hayatımızı sonlandırmamızı nasip etsin diyorum.
 
Not: Sultanbeyli belediyesi park bahçeler sorumlusu Murat Bey’e; Sultanbeyli’deki laleler ve yol kenarlarındaki güzel görünen çiçekler için teşekkür ediyorum. Emeği geçen herkesin eline, koluna sağlık diyorum. Okuyucularımın bizler de seyretmek istiyoruz dediklerini dikkate alarak; Sultanbeyli belediyesi etrafına bekliyorum.
 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık