kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600

Bir sünbülî havada Aydos


14 Haziran 2011 Salı 15:50
Geçen cumartesi günü öğle vakti bir minibüs dolusu tarihçi sünbülî bir havada Aydos kalesinin bulunduğu tepeye çıktı. Ben de aralarındaydım.
Birkaç saat önce yağmur yağdığı için toprak ve otlar ıslaktı. Sultanbeyli ilçesinin sınırları içinde kalan, etrafı nefis çam ormanlarıyla kuşatılmış bu kartal yuvasından yakın zamanlara kadar çok az kimse haberdardı; çünkü orman tarafından bütünüyle yutulmuştu. Bir zamanlar kavimler yolu üzerinde gözetleme amacıyla kurulan ve kervanların güvenliği açısından da büyük önem taşıyan bu stratejik kale, şimdi İstanbul'un en yeni yerleşim bölgelerinden biri olan Sultanbeyli'yi zengin bir tarihe bağlayıveriyor.
Bazı kaynaklarda "Küçük Kale" diye anılan bu kalenin, Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinde ismi hoş bir aşk hikâyesine de karışan Aydos olduğu anlaşılınca, Sultanbeyli Belediyesi, imkânları son derece sınırlı olmasına rağmen harekete geçmiş ve hukukî problemleri aşar aşmaz ağaçları kestirip arkeolojik kazılar yaptırarak surları ve burçları ortaya çıkarmış. Dr. Ali İhsan Öztürk'ün kitap olarak da yayımlanan Aydos'dan Sultanbeyliği'ne adlı kitabında bu süreç bütün ayrıntılarıyla anlatılıyor.
O gün "Aydos Kalesi ve Fetih Sempozyumu"na katılan tarihçiler, kendileri için yapılıp çatılan ahşap merdivenlerden asırlardır definecilerden başka kimsenin uğramadığı, yakın zamanlarda da sadece Belediye yetkililerine, arkeologlara ve kazılarda çalışan işçilere bağrını açan kaleye birer fatih edasıyla çıktılar.
Benim için düne kadar sadece Gazi Rahman tarafından fethedilmiş, ismi var cismi yok bir kale olan Aydos'un aşınmış burçlarından hafif sisle örtülü bir orman denizine bakarak buğulu kuruluş devirleri hakkında konuşmak rüya gibi bir güzellikti. İçimden "Kaleden kaleye şahin uçurdum" türküsünü söylüyordum.
Birkaç sarnıcın ve bu sarnıçlara su getiren künklerin de meydana çıkarıldığı Aydos'da rahat çalışabilmek için temizlenen dar yolda, kayıp düşmemeye çalışarak ilerlerken kazılar sırasında keşfedilen bir mezardan çıkarılmış kadın iskeleti hakkında hikâyeler kuruyorduk. Yoksa bu kadın Gazi Rahman'a âşık olarak kale kapısını açan Tekfur kızı mıydı?
Hikâye Aşıkpaşazade Tarihi'nde anlatılır. Orhan Gazi devrinde, Akça Koca ve Konur Alp tarafından Kocaeli civarında yapılan fetihler sırasında Aydos ısrarla direnmektedir. Tekfur'un güzel kızı bir gece rüyasında Hz. Muhammed'i görür. Kendisi bir çukurdadır. Derken yakışıklı ve güzel yüzlü bir adam gelip onu çukurdan kurtarır, soyar ve yıkadıktan sonra ipek bir elbise giydirir. Heyecan içinde uyanan ve o günden sonra rüyasında gördüğü yakışıklı yiğidin hayali gözünden gitmeyen Tekfur kızı, bir süre sonra hücuma geçen Osmanlı askerleriyle savaşmak için hazırlanırken bu askerlerin kumandanı Gazi Rahman'ın rüyasındaki yiğit olduğunu fark eder ve hemen evine gidip yazdığı mektubu bir taşa sararak surlardan aşağı atar. Tam Gazi Rahman'ın önüne düşen mektupta, Tekfur kızı, rüyasını anlattıktan sonra güvendiği adamlarını gönderdiği takdirde kaleyi teslim edeceğini de yazmıştır.
Aşıkpaşazade'nin tatlı tatlı anlattığı hikâyenin sonunu tahmin edebilirsiniz. Gazi Rahman, Tekfur kızının sarkıttığı ipe tutunarak tırmanır, kaleye girip kapısını açarak gazileri içeri alır ve fetih gerçekleşir. Onlar eder muradına, biz çıkalım kerevetine...
Aşk hikâyesi ne kadar doğrudur, bilemeyiz; ama Aydos'un Gazi Rahman tarafından 1326 yılında fethedildiği ve bu fethin Osmanlılara doğudan İstanbul'un yolunu açtığı bir gerçektir. Kandıra, Samandıra ve Aydos'un fethi, ardından İznik'in kuşatılması, Bizans İmparatoru III. Andronikos'u çok telaşlandırmış ve Osmanlı ilerleyişini durdurmak için büyük bir sefere çıkmaya mecbur etmişti. Ancak bugün Maltepe dediğimiz Palekanon'da büyük bir yenilgiye uğrayan İmparator kendini İstanbul'a zor atmıştır (1329). Böylece Bizans'ın Bitinya bölgesindeki savunma hattı bütünüyle çökecek, daha sonraki fetihlerle bu bölge Üsküdar'a kadar Osmanlı hâkimiyetine geçecektir.
Osmanlılar, bölge bütünüyle fethedildikten sonra stratejik önemi kalmayan Aydos'da pek az kalmışlardır. Bir süre sonra kendi kaderine terk edildiği anlaşılan bu kaleden ne seyahatnamelerde söz edilir, ne arşiv belgelerinde... Aydos'un zaman içinde bir hayalet şehre dönüştüğü ve çevredeki ormanlar tarafından hızla yutulduğu anlaşılıyor.
Evet, surlarda etrafı seyrederken bunları konuştuk ve tabii Aydos'un yeniden doğuşunu... Ciddi bir kimlik problemi yaşayan Sultanbeyli, adeta bir cennetin ortasında yükselen bu sarp kalenin Osmanlı tarihindeki önemli yerini ve Tekfur kızıyla Gazi Rahman arasındaki aşk hikâyesini iyi işleyebilirse bir cazibe merkezi haline gelebilir. Genç ve nazik Belediye Başkanı Hüseyin Keskin'i doğrusu bu konuda çok heyecanlı ve kararlı gördük. Son yıllarda ciddi bir gelişme kaydeden ve çehresi tamamen değişen Sultanbeyli, belki de halkını rahatsız eden imajdan Gazi Rahman'a Aydos'un kapılarını açan Tekfur kızının saf aşkı sayesinde kurtulacak.
Kim ne derse desin, efsaneler güzeldir; bazan gerçeğe vesikalardan bile daha sahih aynalar tutar.
02 Haziran 2011, Perşembe / b.ayvazoglu@zaman.com.tr

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık