kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600
Kaya KILIÇ

Bir sıkımlık canım var, onu da sen alma!


Kaya KILIÇ
30 Mart 2012 Cuma 13:11
Böyle bir söz var değil mi? İnsan daha çok burnundan soluduğu, sinirlendiği ve hiddetlendiği zaman söyler. Çok zor bir halde kalındığında ona bir soru sorulursa da söylendiği de görülmüş ve duyulmuştur. Muziplik buya (çocukluğumda) babaannemin ne zaman çok acele bir işi olsa olmadık soru sorar veya bir şey isterdim, kızmak yâda kızmamak arasında da derdi; Allah selamet eylesin, oğlum canım burnum da başka zaman iste veya cevap vereyim dedi. Şimdi nereden geldin bu konuya ve neye bağlayacaksın bu işin sonunu dediğinizi duyuyor gibiyim. Cevabını bulamayıp merak içinde kalmanız gibi bir niyetim yok. Hemen konuya girip neden böyle bir başlık attığımı kısaca anlatmaya çalışacağım.
Geçtiğimiz günlerden birinde Dumlupınar caminin bahçesinde otururken eskimeyen eski dostlardan birisiyle karşılaştım. Hal hatır sualinden sonra epey sinirli ve hiddetli olduğunu müşahede ettim ve sordum, neden bu kadar hiddetlisin üstat. Onun yaptığı bir taktik var, benimde hoşuma gider ve ara sıra ben de yaparım. Bir şeyi eleştirecekse hiddetli bir şekilde söyler ve olayın tansiyonunu ölçer. Eğer aynı şiddetle cevap veriyorsan şayet ona, ona göre taktik belirler ve ya sürdürür veya olayı yumuşatıcı bir kelimeyle sohbetin sürmesini/sürekliliğini sağlar. Aceleniz bile varsa sizi oraya bağlar ve başka işlerinizi ertelemek zorunda kalırsınız. Sizinkiler ne yaptılar gene kardeş, asabi bir tavırla cevap verdim ne yapmış, ne yapmış. Sakin ol hoca cami bahçesindeyiz ve sen bize çay söyleyeceksin, böyle asabi davranacaksan çayın bile içilmez. Önce çayları söyle gelene kadar ben ne yaptıklarını anlatayım sana. Düşünün muhabbete başlamayı, işin varsa bile nere gidiyorsun. Bir konu ne, iki bizimkiler kim? İki muammayla çaycı diye bağırdık ve orada ne kadar kaldığımızı ancak abi ne kadar daha bekleyeceğiz, senin beş dakikan da hani iki saatmiş anca anlaya bildikle son buldu.
Sizinkiler dedi yani iktidar. Ne istiyorsunuz milletten kardeşim. Abi bir dakika burası cami önü ve siyaset yoktu hani dedim. Ben siyaset yapmıyorum, ne bu 4+4+4, ben camide eğitimi konuşmaya çalışıyorum o kadar. Ne istiyorsunuz alıştığımız bu sistemden bizleri tedirgin etmek vs. vs. maksadınız imam hatiplerin orta kısmını açmaksa aleni söyleyin, neden zorluyorsunuz ki. Eğitmekse bu okullarda da eğitim yapılıyor, neden diye sordu. Abi sen samimi bir şekilde mi, yoksa maksadın beni kızdırmak mı dedim. Gülerek tabi ki kızdırmak, ben de senin gibi 28 Şubat mağduruyum ve o dönemdeki iyi şeyleri bile konuşmak istemiyorum.Konu konuyu açtı, eski günler vs. derken kenardan katılan birkaç konukla birlikte iş başka mecralara çekildi. Sinirler gerildi durup dururken, şakalar yerini bir anda ciddiyete cevirdi ve neredeyse cami bahçesinde hakaretler ve kötü sözle söylenecekti. Yaşlı bir amca söyle dedi: çocuklar, çocukların babaları bizlerden utanmıyorsanız Allah’ın evinden ve onun bahçesinden utanın, bu konuşmalar sizi şeytanın peşine takar vesselam. Ben de işi tatlıya bağlayayım istedim ama o bizim oralara has siniri ve hiddeti belirten kelime döküldü dudaklarından ’’burnumdan soluyorum, canım burnumda onu da sen çıkarma’’ alla, alla. Allah’tan aklıselim birisi araya girerek bir hikâye anlattı ve olay tatlıya bağladı, yoksa az daha şaka en başlayan bir olay günahla ve küskünlükle bitecekti. Hikâye şöyle;
Neyi nerede nasıl yapacaksın
Hikâye bu ya ibret alınmalı, detaylara ve bu zamanda da böyle şeyler olur mu dememeli. Dergâhın birinde, dervişlerden birisinin artık irşat edebilirliğine karar verir mürşidi. Oğul der; sen artık oldun, artık irşat işleri için ayrıl dergâhtan ve vazifeye başla der. Derviş, hocam ben ne yiyip ne içeceğim, nerede kalacağım, nasıl olacak demiş. Mürşit çok kısa cevap verir, ilminle geçineceksin der. Derviş yola çıkar kasabanın birine gider, üç gün bir şey yemeden sade suyla idare eder, irşat edecek kimseyi de kendine bulamaz, bir lokantaya girip karnını azda olsa sıkıla, sıkıla doyurur. Lokantanın sahibi hesabı isteyince; ben size nasihat edeyim efendim benim param yoktur der. Bak derviş bu bizden olsun ama bu işler nasihatle olmaz demiş. Oradan bir otele gitmiş. Sabah olup otelci parasını isteyince de aynısını demiş, size nasihat edeyim, benim param yok. Otelci bu işler nasihatle olmaz derviş, paran varsa kalırsın, bu seferlik bizden olsun demiş.
Bu işin böyle olmayacağını anlayan derviş tekrar gerisin geri, dergâha mürşidin yanına dönmüş, efendim demiş, kimse nasihatten anlamıyor, bana kimse itibar etmiyor, ben aç susuz kalakalıyorum, bana bana para ver de gideyim demiş. Mürşit ona bir taş vermiş ve oğul bunu götür sat da harçlık et, yola cık hadi kolay gele demiş. Derviş taşı alıp doğru pazara gitmiş ve taş satarım, taş satarım diye bağırmaya, taşı satmaya çalışmış. Onu gören ahali, dergâhtan da tanıdıklarından, eyvah, eyvah bu derviş çok okumaktan kafayı yemiş, deli olmuş demişler. Derviş akşamı zor edip kendini mürşidinin yanına atıvermiş ve olanları olduğu gibi anlatmış. Efendim bana deli dediler, çok okumaktan kafayı yemiş dediler, hiç taş satılır mı? Mürşit dervişin elinden tutarak onu bir sarrafa götürmüş, sarraf oğul bu taşı satıyoruz demiş. Sarraf biraz ortadan kaybolmuş ve elinde bir tomar parayla gelmiş. Efendim demiş, buna benim gücüm yetmediğinden diğer arkadaşlarla ortak aldık, beklettim özür dilerim demiş. Mürşit sahafın sırtını sıvazlayıp teşekkür etmiş ve dervişle sahaftan çıkmışlar. Oğul demiş mürşit. Lafı da alana söyleyeceksin, malı da bilene satacaksın ki değeri olsun. Yoksa ortada kalakalırsın, mahcup olursun, kadrin kıymetin bilinmez. Derviş tekrar yola çıkmış ve aynı kasabaya gitmiş. Kasabanın en büyük camisine varmış, imamını bulmuş ve falanca mürşidin talebesiyim, müsaadeniz olursa namaz sonrası kısa bir sohbet edeyim/nasihatte bulunayım demiş. Caminin hocası ne demek efendim başımız gözümüz üstüne ben cemaate duyurayım demiş. Namaz sonrası kısacık bir sohbetten sonra, herkes hocanın koluna girmek istemiş, bizde kal hocam, bize gidelim, bizim evi şenlendir diye. Derviş hocam ilminle derken demek ki bundan bahsetmiş ve bana yolumu göstermiş demiş. Kıssadan hisse: lafımızı nerde nasıl ve kimlere konuşacağımızı bileceğiz. Yoksa tabiri caizse bazen baltayı taşa vuruyoruz.Daha iyi dinleyen, daha iyi anlayan ve daha sabreden olan olmak dilek ve temennisiyle, kalın huzur ve sağlıcakla.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık