kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600
Kaya KILIÇ

Beklemek


Kaya KILIÇ
16 Eylül 2012 Pazar 15:33
Sonsuz bir sabırla beklemek; insanın sabrının denendiği saatler, günler, aylar vs. vs. ya hiç geçmiyor veya ne çabuk geçiyordur. Kızım aylardır okula başlamanın provalarını yapıyor, onunla alakalı bizleri bazen öğretmen, bazen bir öğrenci gibi hizaya getiriyor ve heyecanına ortak ediyor. Sevdiğin olunca, can paren olunca sıkılmadan, kızmadan tabiri caizse o mutlu olsun diye kırk takla atıyor; onun bu şaklabanlıklarına ortak oluyoruz. Şimdilerde uzaklara can parelerini göndermeye hazırlanan, anne/babalarda da bu heyecan ve telaş görüyoruz. Göndermenin birde ardında bekleme süreci var işte en heyecanlı yanı bu olsa gerek. Askerde oğlu olan annelerin haberleri kaçırmadığı; oğlunun bulunduğu ilde veya bölgede olan bütün haberlerin en ince detayına kadar bakıp, analiz edip, oğluyla konuşurken, biricik yavrusuna çeşitli öğütler vermektedir. Bak yavrum diyerek başlayan ve sonunda gözyaşlarıyla biten konuşmanın, “Yavrum, anan sana kurban olsun. Sakın uyumayasın, namusumuz, her şeyimiz sana emanet, bizi namertlere güldürmeyesin. Vatanı sana, seni Allah’a emanet ediyorum”. Telefon kapatılınca Allah’ım sen acı haberlerini getirtme.
Patlama veya bir terör saldırısından sonra yürekler ağızlara gelir. Daha yenice konuştuğu yavrusunun bulunduğu karakol/birlik te bir şehit olduğunu duyunca yüreğinden vurulan ana; kendi çocuğundan hayır haber alınca sevinir ve şükreder. Ama ana şefkatiyle yaptığı bu hareketin; başka anaların da aynı duygularda olduğunu unutmaz ve tövbe edip, şehit olan öbür yavruya da kendi yavrusu gibi dua eder. Aklına şu büyük insanın hikâyesi takılır. Bende elimden geldiğince sizlere yazmaya çalışayım.
Sırrî-yi Sekati
 
Cüneyd-i Bağdadi hazretleri anlatır: "Sırrî-yi Sekati hazretlerinden ziyade ibadet ehli kimse görmedim. Daima edepli bir hâlde otururdu. Allahü Teâlâ’dan hiçbir zaman gafil olmadı. Yetmiş yıl, hiç kimse onun ayaklarını uzatıp yattığını, edebe uymayan bir hareketini görmedi. Gece-gündüz Allahü Teâlâ’nın huzurunda olduğunu düşünür ve her zaman edepli bir şekilde otururdu. Ancak ölüm hastalığında yatağa uzanabildi."
Kendisi anlatır: "Bir gün bir hata işledim. O hatanın ateşi otuz yıldır içimde durmakta, hatırladıkça kalbim cayır, cayır yanmaktadır. Bir gün Bağdat şehrinde, dükkânımın bulunduğu semtte yangın çıktı. Bütün dükkânlar yandığı hâlde yalnız benim dükkânım yanmamıştı. Dükkânımın yanmadığı haberi gelince, "Elhamdülillah" diye Allahü Teâlâ’ya şükrettim. Hemen akabinde, başkalarının zarar ve ziyanını düşünmediğimi hatırlayıp, çok tövbe ve istiğfar ettim. Keffâret olarak dükkânımdaki bütün mallarımı fakirlere dağıttım. Fakat otuz yıldır, kalbimden bunun acısını silemedim. Bir yerlerden bulup, hayatını ve yaptıklarını okumanızı tavsiye ederim. " Bu düşünceyle ve bu mantıkla hareket eder annelerimiz/babalarımız’’. Ayakta durmamızın, beklememizin ve sabrımızın nedeni bu ve benzeri büyüklerin yaptıkları ve hayatlarından bizlere örnek vermelerindendir.*
  Başkalarının acılarını kendi acımız, başkalarının sevincini de kendi sevincimiz kabul ettiğimiz gün, “kâmil” insan olmuşuzdur diyor, büyüklerimizden biri ve ne güzel diyor. Böyle birisi olacağımız bir toplumu hasretle bekliyor; sizleri de gerçek manada kâmil insan olmanız dilek ve temennisiyle, kalın huzur ve sağlıcakla.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık