kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600
Kaya KILIÇ

Bana mı kalmış değil, benim meselem


Kaya KILIÇ
30 Ağustos 2012 Perşembe 19:00
Hep başkalarına suçu atarız kötü bir olayla veya kötü bir şeyle karşılaştığımızda. Kendi başımıza kaldığımızda, nefis muhasebesi yaptığımız da ise kendi payımızı ve katkımızı düşünüp; Allah’ım bu işte benim de dahlim varmış deriz. Hep başkaları suçludur orta yerde, hep onlar yapmışlardır pis işleri, onların doğru işimi olurmuş canım vs. vs. hâlbuki olayları ve yaşananların tam orta yerindeyizdir. Eskiden arkadaşlarla oturup; bunların yaptıkları şeylerin tamamı batıl, kötü, ahlaksızlık olurdu derdik ve şimdi bizlerin destekledikleri insanların yaptıklarının haklılığını ortaya koyuyor, kılıflarını da yapanlar değil bizler üstleniyoruz. Sürekli şikâyetçi olduğumuz konularda, serzenişte bulunduğumuz hallerin üstesinden gelmeye çalışırken; aman bana ne demekle kendimizi kurtardığımızı sanıyoruz. Deve kuşu misali “kafamızı toprağa gömdük mü” gerisin de ne olacaksa benim haberim yoktu deyip kurtaracağımızı sanıyoruz. Birisi uyandıracak ve diyecek ki (N.F) “uyanın kalabalıklar bu sokak çıkmaz sokak” ve biz çok geç kalmış olacağız. Dün küfür dediklerimizi bugün çok kolay yapıyoruz, dün haram dediklerimize bir yolunu bulup helal dedirttiriyoruz, ne çabuk (dejenere) yozlaşmış olduk değil mi? Evet, değiştik ve geliştik diye bir deyim var artık iç dünyamızda. Aslında tek başımıza kaldığımız da değişip geliştik demenin yerine… şak olduk diyoruz ama toplumda/toplulukta delikanlıca gerçeği söyleyemiyoruz/söyleyemiyorsunuz. Nedir bu bizdeki değişiklik, maddiyatımızın çoğalması mı? Değişen dünya düzeni mi? Globalleşen dünya mı? Dinin bugüne indirgenmesi mi? Yoksa onu söylemeye dilim varmıyor; yumuşatarak söylüyorum,  din yerinde duruyor biz yozlaştık.
Her gün haberleri seyretmeye yüreğimiz yetmiyor. Anneler, babalar, aileler velhasıl hepimiz ağlıyoruz. Ya kendimize, ya komşumuza veya uzak diyarlardaki dindaşlarımıza ağlıyor, feryat ediyoruz. Hepimizin bir çıkmazı olmuş artık. Kimse kimseye güvenmiyor, herkes başkalarına eğri gözle bakıyor veya onun hakkında hüsnü zan de bulunamıyor. Ne oldu bizlere hiç düşünüyor muyuz? “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir Peygamberin ümmeti değil miyiz? Hep birbirimizin açığını, eksiğini ve zaafını gözetir olduk. Bu bizim millet yapımıza çok aykırı ve bizlerin bedenine ve hareketlerine çok ters geliyor. Hepimiz bunu biliyoruz ama ne dillendiriyor, nede icraata dökebiliyoruz. Hani meşhur bir hikâye vardır ya: Hoca, camide vaaz veriyormuş. Kızlarımıza sahip çıkalım. Çok açık giyiniyorlar, boya sürüyorlar, zincir takıyorlar..... derken cemaatten biri seslenmiş. İyi de hoca, senin kız da yapıyor. Hoca cevabı verir. Şimdi Allah var, bizim kıza yakışıyor. Şakası bile insanın içini kıyıyor, çileden çıkartıyor, yok canım bu anlattıklarımız, yazdıklarınız bizimle uzaktan ve yakından alakamız olamaz. Bende öyle demek istiyorum. Maalesef öyle değil işte, en radikalimizin bile artık çok kolay kabul ettiği bazı meseleler var ki; daha önceden savaş nedeni dediği şeylere, şimdi normal ve sıradanmış gibi bakabiliyor, yâda ne olacak ki diyebiliyor. Bunlar bizleri yozlaştırdı kabul edelim.
İşlerimizi, sevdiklerimizi, önceliklerimizi ya siyasete veya maddeye bağlamışız. Çeşitli kamplara bölünmüşüz gibi duruyor insanlar. Yanlış olduğunu söylediğiniz bir konu oldu mu? Sende falanca cemaat/hizip/tarikat taraftarı olmuşsun deyip; yaftayı yiyorsunuz, tabiri caizse ağzınızla kuş tutsanız bir fayda vermiyor artık. Konuşulurken, anlatılırken, yaşanırken bile kamplara ayrılmışız. Hani bir şiir var ya Tahsin BALKUŞ’un “eskiden kar yağardı Erzurum’a” orada ne güzel diyor ve şimdiki halimizi ne güzel ortaya koyuyor (okumanızı tavsiye ederim). Kendimize, özümüze dönmeliyiz. Bunu ilk önce bizler başarmalıyız. Nemelazımcılık bize göre değil, biz bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyemeyiz. Geç kalmadan, eyvah demeden sahiplenip; bu ülke, bu çocuklar bizim deyip bütün gücümüzle mücadele etmeliyiz. Yarın çok geç olmadan, bana bir şey olmaz, ben kendime ve çocuklarıma sahip çıkıyorum demeyelim. Yazıma son verirken Üstat Mehmet Akif’in şu sözleriyle bitiriyorum. “Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır”.
Bu duygu ve düşüncelerle; sahiplenen, sahip çıkan ve bunu da herkesin bilmesini sağlayan olması dilek ve temennisiyle, kalın huzur ve sağlıcakla.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık