kizilay_banner_120X600
kizilay_banner_120X600

YAPMAK ve YIKMAK


24 Mart 2011 Perşembe 16:31

Yapmak güzel, yıkmak çirkindir.
Ancak yıkılacağını bilerek yapmak veya yapmaya kalkmak iki defa çirkindir.
Halk içinde güzel bir söz var.
“Ev yapanla evlenene Allah yardım eder.” Diye.
Ancak evi başına yıkılanlar, “Bize neden etmiyor?” demesin.
Çünkü;
Ev yapmak tabi ki güzeldir.
Fakat sadece kendi arsasına ve de kuralına uygun olunca.
Aksi halde zulümdür; hem de kirlilik ve de haksızlık.
Sonra da çarpıklık…
İşte bu çirkindir ve de yıkılmaya müstahak.
Ne yani, vatandaşın arsası var, parası da var.
Eve de ihtiyacı var.
Başını sokacak bir ev, iş yapacak bir dükkân neden yapamasın yani.
Elbette yapsın.
Ama önce, belediye planını, projesini ve de imarını yapsın.
Elektriği, doğalgazı, suyu, yolu, kanalizasyonu hazır olsun.
Okulu, mabedi, hastanesi, parkı ve de ortak alanların yeri belli olsun.
Sonra da hangi arsaya ne kadar ve kaç kat inşaat olacağı…
Sonra da kurala uyana yokuş yok, uymayana da geçit.
Hatır yok, gönül yok, zengin yok, fakir yok, rüşvet yok, taviz hiç yok.
Yasalar kıldan ince, kılıçtan keskin; herkese eşit ve âdil.

Buraya kadar okuyanların çoğunun sesini duyar gibi oluyorum.
“Hadi canım sen de! Dünyada var mı böyle bir yer; hele İstanbul’da..”

Aslında yasalar yok değil, yetersiz de değil.
Ama uymadıktan ve uygulanmadıktan sonra, yasalar neye yarar.
İşte belediye imar mevzuatı; tedbir üstüne tedbir.
Encümen kararı adrese teslim, hem ceza, hem yıkım kararı.
Ardından zabıta, yetmezse al sana hem polis, hem de jandarma.
Ardından ver elini mahkeme; karşında savcı ve de asliye ceza.
TCK. 184 imar kirliliğine sebep olmak, bir yıldan beş yıla hapis.
Yanında bir de KDV.si, TCK 203 Altı aydan Üç yıla hapis, ya da parası.
Kaçak inşaattaki kimsenin görmediği mührü bozmaktan.
Allahtan CMK. 231var; Hükmün açıklanmaması imdada yetişir.
Ama mazin temizse ve de şimdilik. Sonra Demokles’in kılıcı tepende, tam 5 yıl.
Sonra küçük ve de kasti bir suç işle de göreyim.
Son çare kaçak yaptığını kendin yıkar kurtulursun; vesselam!

Değer mi bunlara?
Yapan çoksa demek ki değiyor.
Vatandaş, herkes yapıyor, ben de yaparım diyor.
Hele Sultanbeyli’ye bakınca, karşımızda koca bir metropol.
Çeyrek asırda 400 haneden, 400 bin nüfusa ulaşmış çılgın şehir.
Göğe doğru yükselen yüzlerce yapı.
Sadece son seçimden sonra kaçak yapıdan açılan on bin dava.
Bir çarpık yapılaşma kaosu içindeyiz ki sormayın.
Nereye gider bu işin sonu?
Geçmişte bir yazı yazmıştım; “Güneş Hakkı” diye.
Eskiden birinci katın balkonundan sabah güneşin doğuşunu seyrederdim.
Penceremden bakınca bile Aydos tepesini bütün yeşilliği, gökyüzünü bütün maviliğiyle görüverirdim.
Şimdi 4. Katın balkonundan bile ne güneşin doğuşunu, ne de tam tepeye bakmadan gökyüzünü görebiliyorum.
Oysa Sultanbeyli’de zemin ölçülerine göre binaların yüksekliği 12,5 metreyi aşamaması gerekirdi. Bu da en çok 4,5 kata tekabül ederken, vatandaş bunu 4+5=9 kat olarak anlamış olacak ki, bizi güneşi seyretmekten mahrum bırakıverdi.
Yani güneş hakkımız bile elimizden alındı.
Sonra bir bakıyoruz çevremize vatandaş 200 metre arsasına 200 metre binasını konduruvermiş.
Sonra arsası balkonlar hizasında kendiliğinden genişlemiş, yola doğru uzayıvermiş.
Zamanla genişleme devam etmiş, önce kaldırım, ardından yol, bir süre sonra yolun kenarı arabalar için park...
Başka araçlar nasıl geçerse geçsin canım.
Nasılsa yolun karşısındaki arsa boş, yol kayıversin o yana.
Sonra mahalleye park lazım, okul lazım, sağlık ocağı lazım.
En uygun yer, karşıdaki boş arsa; hem tapusu da yok; işgal edin gitsin.
Ne kârlı bir iş değil mi?
200 metre arsaya 300 metre çok kıymetli bir bina ve kullanım alanı.
Çünkü bedavadan yanında duble yol, karşıda park, okul veya sağlık ocağı.
Rant diye buna derler işte, bire yüz veren bereketli toprak.
Lakin kendi hiçbir külfete girmeden, komşunun alın teriyle aldığı sonra da elinden alınan arsasının, emeğinin, hakkının ve de âhının üzerinden servet sahibi olmak güzel şey!
Hele dokuzuncu katın terasında yumuşacık minderinin üzerinde vicdanında hiçbir ağırlık hissetmeksizin uzanırken, cennet çayırlarında kanat takıp bir kuş gibi nasıl pervaz edeceği hayalini kurmak daha da güzel!
Eee artık ne denir ki buna?
Ört ki ölem!

Artık bu işe bir dur deme vakti gelmedi mi?
Benim bildiğim gelişmiş ülkelerde bu konuda hiç taviz yokmuş.
Kimse izinsiz, ruhsatsız, plansız taş üstüne taş koyamazmış.
Ancak kimseye de zulmedilmez, hakkı olan konuda yokuş yapılmazmış.
Her yerin planı projesi, imarı önceden hazırlanır, nereye ne kadar ve ne yapılacağı önceden belirlenirmiş.
Herkes de bunu önceden bilir, adımını ona göre atarmış.
Belirsizlik diye bir şey yokmuş.
Merhum Akif’in dediği gibi:
“Gidip gezdim şu frenk illeri, gördüm ki dinleri var bizim iş gibi; işleri de var bizim din gibi.”
Haksız mı yani?
Gerçi biz de işimizi dinimize uyduracağımıza, dinimizi işimize uyduruvermişiz.
Bakın isterseniz, çevrenizde kaç kişi kul hakkına riayet ediyor?
Kaç kişi temizliğe dikkat ediyor?
Kaç kişi komşusu aç mı diye merak ediyor?
Kaç kişi yol hakkına, trafik hakkına, çöp hakkına, gürültü hakkına, ticaret hakkına, eğitim hakkına, sağlık hakkına, komşuluk hakkına ve de imar hakkına riayet ediyor?
Lütfen biz de artık bir birimizi uyaralım.
Birbirimizden sorumlu olduğumuzu bilelim.
Seçilip yerel yönetimlerin başına geçenler ise bütün halktan sorumlu olduklarını bilsin.
Başında olduğu şehrin ve hizmetinde olduğu halkın, huzurundan, imarından, temizliğinden, onlara yaraşır ve yaşanabilir bir çevre oluşturmaktan sorumlu olduklarını hiç unutmasınlar.
Seçimlere yaklaştığımız bu günlerde, şehrin cadde ve sokaklarını imar kirliliğine karşı daha bir titizlikle korusunlar.
Çünkü onlar şehrin hem emiri, hem de eminidirler ve emanetlerini korumak zorundadırlar.
Madem vazifeye talip oldular, mazeretleri ololamaz.
Düsturları bellidir: Halka hizmet Hak’ka hizmettir.
Hadi hayırlısı; Ya Allah, Bismillah.




YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık